Yazar: serzenislerCom Tarih: 04 Jul 2009
Serzenişler’in Notu: Bilindiği gibi Milli Gazete yazarı Afet Ilgaz Ergenekon ile ilgili yazılarında sanıklara açıkça destek vermiş ve Milli Gazete okuyucularının da tepkisini çekmişti. Bir yazısında ise Tuncer Kılınç ve Şener Eruygur ile Milli Görüş ilderi Necmettin Erbakan’ın “aynı hassasiyetlere sahip” olduklarını ileri sürmüş ve okuyucular Milli Gazete’yi telefon bombardımanına tutmuştu.
Mehmet Baransu / Ringhaber.Com
Söze nereden gireceğimi bilemiyorum. Akşam saatlerinde tanıdıklarımdan telefon üstüne telefon aldım.
“İslamcı” ve de “başörtülü” bir “afet”, bugün kendini “milli” olarak nitelendiren gazetede, benim Yahudi olduğum iftirasında bulunmuş.
“Afet-i Devran’ın” iftirası aynen şöyle:
“Albay Çiçek olayının, bu görülmemiş dibe vurmayı örtmesi için çıkartıldığı da söyleniyor. Bu arada söylenen bir şey daha var. Albay Çiçek hadisesini ortaya çıkaran muhabirin, soyadından hareketle ve “isim bilim”e dayanılarak, İbrani asıllı olduğu söyleniyor. İbrani asıllı olmak suç da değildir, günah da, elbet. Bu da Bülent Arınçvâri bir söylem oldu.”
Bak hanımefendi…
Madem iftira atıyorsun, telefon açtığımda, kokmadan karşıma çıkacaksın. Milli Gazete’nin santraline “Kendisiyle görüşemem. Yalçın Küçük’le görüşsün” notunu bırakmayacaksın. Umarım Ringhaber.com’u okursun ve gereken cevabı “şimdilik” alırsın.
Biraz da olsa “delikanlı” olup, hocan Küçük’ün arkasına sığınmayacaksın. Madem iftirayı köşene taşıyorsun, adam gibi karşıma çıkacaksın.
Bak Afet-i Devran…
Biraz kendimden bahsedeyim de kim olduğumu iyi öğren… Öğrendiklerini de dizinin dibine oturduğun Küçük hocaefendine anlat.
Dedelerim Iğdır’ın karşı yakasında, bugün Ermenistan sınırlarında kalan bir köyde yaşıyorlardı. Taki Osmanlı-Rus savaşından sonra bugünkü Ermenistan sınırları çizilinceye kadar. Ben Osmanlının Serhat şehirleri Kars ve Erzurum’u 90 atlısıyla koruyan bir soyun torunuyum. Rus ve Ermenilerle yapılan savaşlar sonrası, bu ülke için 70’in üzerinde şehit vermiş Müslüman bir ailenin mensubuyum. Rus ve Ermenilerin adından korktukları, 90 atlısıyla bölgede nam salan bir aşiretin mensubuyum.
Yazının devamını okumak için tıklayın →
Yazar: Mehmet Efe Tarih: 04 Jul 2009
Sayın Cumhurbaşkanı yoğun mesaide bu zamanlar. Zirveler birbirini takip ediyor. Ankara gündemi fazlasıyla karışık. Askerler tanklarıyla köşkü ziyaret etmeye devam ediyor. Bizimkiler ellerinde siyah çantalarla aşındırıyor merdivenleri. Sürecin sonu nereye gider bilinmiyor. Haddinden fazla sis var Köşk ve civarında.
Tüm bu yoğu ülke gündemine bizim Michael Jackson hayatını kaybetmiş. Doğuştan kadrolu yazarımız konu ile ilgili güzel bir yazı yazmış. Okumanızı tavsiye ederim. . .
Bu süre zarfı içinde bendeniz yıllık iznimin bir bölümünü kullanmış bulunuyorum. Değerli abimin düğünü için Osmaniye’ye doğru yola çıktık. Muaazam sıcağa rağmen güzel bir şekilde birinci ayağını tamamlayıp İstanbula dönüş yaptık. . .Sırada Üsküdar var. Yarın, yani 5 temmuz Pazar günü inşallah Üsküdar’da da düğün merasimimizin ikinci ayağını tamamlayacağız. Bu satırlar aracılığı ile değerli abim Süleyman Ragıp Yazıcılar’a ömür boyu saadet ve mutluluklar diliyoruz. . .
Dino Merlin ve Çağrı Göktepe birlikte söylüyor. Sıcak bir cumartesi günü. Yine malum yerde kısmi tartışmaların arasında yazımı yazıyorum. . .
Galiba bitirmem gerekiyor.
M. Efe Yazıcılar / SerzenislerCom / 4 temmuz / kıyasettin’in yeri /
Yazar: admin Tarih: 02 Jul 2009

Afişin başlığı şu: “Meet the Roots of Fun.” Yabancıları, 2010 yılında İstanbul’a eğlencenin, zevk-ü sefanın kökleriyle buluşmaya çağırıyor.
Başlığın altındaki metnin çevirisi şöyle “bu toprağın insanları her zaman eğlenmenin en iyi yollarını bildiler. Eğlencenin başkentine büyüleyici bir yolculuk yapın ve Eğlence İmparatorluğu’nun torunlarının bu mirası nasıl sürdürdüğüne tanık olun.”
Afiş’in üzerinde görünenler ise en vahimi,Padişah’a bira getiren cariye,üstünde transparan giysisiyle uzanmış bir oğlan,yanyana 3 cariye,dörtlü bir çalgıcı grubu,kafayı çeken bir adam,ve afiş’in solundan aralarına at üzerinde elinde mızrakla dalan bir şövalye tasviri.
İSTANBUL KÜLTÜR BAŞKENTİ 2010 Kampanyasının batıya dönük yüzü,Bizim atalarımızı zevk’ü sefa düşkünü,eşcinsel,ve aciz bir toplum olarak lanse etmekte.Afişteki başı dik şövalye’yi eğlendirmek üzere istanbul’a davet ediyor.Oysa şövalye elinde mızrakla savaşmaya gelmiş.Bizimkilerde onu fahişelerle,içkilerle,müzik’le eğlenceye ve barışa davet ediyorlar.
Yazının devamını okumak için tıklayın →
Yazar: Cihat ARPACIK Tarih: 30 Jun 2009
Başlangıçta ciddiyetini fark etmediğimiz bir değişimin adıydı Michael…
Harlem’in arka sokaklarında geceden sabaha kadar uyuşturucu çekip gün içinde beyazların, aynasızların, bu dünyanın gerçek sahiplerinin, yel değirmenlerinin incitici bakışlarını, aşağılayıcı sözlerini unutmaya çalışan, çok çocuklu bir ailenin haşarı çocuğu. Ailemizin hayırsız çocuğu.
Milyonlarca müzikseveri peşinden sürükleyen bir popstar oldu sonra. Sonra birden beyazlaşmaya başladı. Girdiği bir dizi ameliyattan sonra teninin rengi gitgide açılmaya başladı. Beyazlaştı. Siyahların elinden yavaş yavaş çaldı O’nu bu dünya. Ama ne var ki beyazlara da yaranamadı. Onlar gibi görünmek onlar gibi düşünmek yetmedi. Amerikan basının sürekli aşağıladığı, hakkında olur olmaz haberler yaptığı, üstüne üstlük bütün dünyada aslında geçmişinden nefret eden adamların her fırsatta küfrettiği bir adam haline geldi Michael.
Başını yastığa koyduğunda ne düşündüğünü çok merak ederdim. Yani neden bunca dolambaçlı yollara sapması.
Yazının devamını okumak için tıklayın →
Yazar: admin Tarih: 26 Jun 2009
Kenan Evren, “Yargıılanırsam intihar ederim” diyor Ertuğrul Özkök’e… 12 Eylül komutanlarının yargılanmasını önleyen Anayasa’nın 15. maddesine sarılıyor Paşa…
Diyor ki:
-Halk yüzde 92 gibi rekor bir sayı ile bizim hazırladığımız Anayasa’ya oy verdi. Darbecilerin yargılanmasını engelleyen 15. madde de oylandı. Halka gidelim, halk yargılanmamıza karar verirse, ben yargılanmadan intihar ederim.
Valla hiç umurumda değil Evren’in intihar edecek olması!
Paşa, haklı olabilir o dönemde kardeş kardeşi boğazlıyordu. İnsanlar sokağa çıkamıyordu. Sokaklar kan gölüydü. Ama bu kargaşa, bir gecede bitti. Nasıl oldu bu? Türkiye’yi karıştıran o günlerin bitebilmesi için askere ihtiyaç var idiyse, asker neden bekledi, niçin müdahale etmedi. Kenan Evren, “Şartların oluşması için bekledik” dedi, hangi şartlardı bunlar…
Paşa intihar edecekmiş!
Etsin!
12 Eylül’de cezaevinde gerçekleşen işkenceleri hatırlasın Paşa ve hiç beklemeden o günlerin utancıyla intihar etsin! Kürt diye başı bok kovasının içine sokulan insanların cezaevi çıkışından sonra canına kıymasını hatırlasın ve yargılamayı beklemeden intihar etsin Evren Paşa.
Geç bile kaldı!
Türkçe bilmiyor diye, Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan insanların Kürtçe konuşmasını yasaklayan, bu güzelim ülkeyi onlara dar eden, sonra da başımıza terör belasının sarılmasına neden olan Evren Paşa, çok bile bekledi. Şimdiye kadar intihar etmesi gerekiyordu. O’nun dönemindeki işkence izleri hala sürüyor. İnsanlar, kör ve sakat. İnsan dışkısı yiyen insanlar utanç içinde.
Terörü sonlandırmış hazret… Terörü sonlandırırken başka bir terörün öncüsü oldu. Masum insanlar sorgu sual edilmeden asıldılar. “Asmayalım da besleyelim mi?” diyerek övündü bu zat-ı muhterem. Şimdi halkın kendisini aklamasını bekliyor. Ve intihardan söz ediyor.
Hiçbir şey ama hiçbir şey, Evren’in açtığı yaraları kapatamaz. O yüzden Kenan Evren’in yargılanması veya intiharı bu saatten sonra işe yaramaz. CHP doğru yolda. Keşke olsa, keşke 12 Eylül’de çanımıza ot tıkayan, başımızı bok kovasına sokan bu zihniyet yargılansa. O kapı açılsın yeter ki… Kenan Evren’in intihar etmesi umurumda bile değil!
Hadi Özışık | İnternetHaber.Com
Yazar: Medyator Tarih: 25 Jun 2009

BirGün

Tercüman
Yazar: admin Tarih: 22 Jun 2009
Dr. Ahmet Fidan / Timeturk
Ah dost, ne çok örselendin. Ne çok yağmalandın, ne çok aldatıldın!.
Sevgili “dost” bu yazım sanadır bilesin.
Bu güne kadar herkes ne çok dostu olduğunu zannediyordur. Ve de kendini dost biliyordur.
Dostun kapısı açıktır yirmi dört saat.
Dosta gitmek için randevu alınmaz. Öylesine çat diye çalarsın kapısını.
Dostun mazereti/bahanesi yoktur.
Dosta karşı programınız olmaz. Programı birlikte yaparsınız.
Dosttan borç istersiniz o size para verir ama borç vermez.
O sizden borç ister ama siz geri almayı düşünmezsiniz bile. Vadesi kesilmeyen, tahsili düşünülmeyen bir borçtur, bunu iyi bilirsiniz.
Dost, ne olursa olsun seni düşünür. Herkes işini gücünü paranı pulunu sorar, dünyalıkları merak eder durur. Dost, şöyyyle bir derinden “sen nasılsın bakalım onu söyle” der. Onun sorusundaki derinliği, yüzündeki saflığı içtenliği, ses tonundaki güveni taaa içinize kadar çekersiniz. “İyiyim hamdolsun” dersiniz siz de. Alışılagelen bir cevap gibi görülse de, öylesine samimi bir sorudur ki, sahiden de bu, candanlığı görünce iyileşiverirsiniz bir parça. Aslında onun iyi mi kötü mü olduğunu da çok iyi bilirsiniz. Şöyle bir parça yüzüne bakmanız yeterlidir. Sizin ona sorduğunuz “nasılsın” sorusu tam anlamıyla BEN BURADAYIM YİNE EN SON BIRATIĞIN YERDE ve SAPA SAĞLAM demektir. Bu nasılsın sorusu öyle bir sorudur ki, hastaları iyileştiren, ümitsizleri umutlandıran, iradesizleri çelikleştiren doğal bir dopingdir.
Kendini dost olarak görenler, örselemeyin “dost”u. Biliyor musunuz, ne siz dostsunuz sevdiklerinizin, ne de sevdikleriniz sizin dostunuz. “Arkadaş” ile aldattığıız sözcük size hesap sorar şimdi dost bildiğimiz arkadaşları, arkadaşlık payesinden çıkarıp dost hanesine yazdığımız için.
Peki hazır mısınız sorguya:
Eeee, sonuç:
Kaç kişi kaldı… Yaaa, öyle mi?
Kimse kalmadıysa o halde dost hanenizde, acaba aynaya batınız mı hiç, yoksa bennn? diye düşünerek? Hıı’ , baktınız mı?
Cevabını kendinize verin bence, bana değil.
Yazar: admin Tarih: 21 Jun 2009
1940′lı yıllar, Selimiye Camii

Bu arada resimin kaynağı : İsmail Kara, Cumhuriyet Türkiyesi’nde Bir Mesele Olarak İslam, Dergah Yay., Birinci Baskı, İstanbul 2008, s.83
.